Turk User

Turk User

Turk User Dünyayı Ayağınıza Getiriyor!
 
AnasayfaPortalTakvimGaleriSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Atatürk Neden İçerdi

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
MaNYaKJoJuK07
Destekleyen
Destekleyen


<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 265
<b>Rep Gücü</b> Rep Gücü : 1004612
<b>Teşekkür</b> Teşekkür : 5555
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 07/09/10

Forum Başarısı
Forum Başarısı:
10000/100000000  (10000/100000000)

MesajKonu: Atatürk Neden İçerdi   Çarş. Eyl. 08, 2010 5:18 pm

Şimdi başlığa bakıp konuyu okumadan cevap atmayın.Biraz uzun ama çok
güzel bir yazı, eminim beğeneceksinizdir .İnsan keşke yaşasaydı demekten
alamıyor kendini.Bu arada yazının sonları ne kadarda bugunlerimizi
anlatıyor...



Birçok kişi, Atatürk ile bir çiftçi olan Halil
Ağa’nın hikâyesini bilmez. Atatürk ile Halil Ağa arasında geçen bu
müthiş hikâye, o dönemde ülkenin nasıl yöneltildiğine iyi bir örnektir.
Cumhuriyetin kurucusu Atatürk ile Halil Ağa arasında geçen konuşma,
dönemin yöneticilerinin çiftçinin üzerine yükledikleri yükü farkında
bile olmadıklarını ortaya koyuyor. Atatürk’un bu durum karşısında ne
denli kahrolduğu, Halil Ağa ile yaptıkları sohbette söylediği şu
sözlerle ortay çıkıyor:

“Bir kanun gerekti mi, bu baylar hemen sıvanırlar, İsviçre’ den mi olur,
İtalya’ dan mı olur, Fransa’ dan mı, velhasıl neredense, bir kanun
buluştururlar, Türkçe’ ye çevirtirler, sonrabasıp imzayı
gönderirler….Kanun olur… Ama sonra bir vergi memuru gelir, vergi
borcundan Halil Ağa’nın öküzünü çeker, satar... “Atatürk ile Halil Ağa
arasındaki karşılıklı sohbet, ülkede yaşanan sıkıntılar karşısında
Mustafa Kemal’in ne denli üzüldüğünü de ortaya koyuyor. Atatürk’ün bir
gün Nuri Çonker’i yanına alarak Köst’ten kaçamasıyla başlayan Halil Ağa
hikâyesi şöyle;

“Gel yardım et bana Nuri... Kaçalım köşkten...”

Onun bu içtenlikli isteğine karşı çıkmak, büyük haksızlık olacaktı.

“Tamam, sen planı hazırla, ben uygulamasını yaparım...”

Atatürk ve Nuri Conker, birinin hazırladığı ötekinin uyguladığı plan
sonunda Florya Köşkü ‘ nün tüm nöbetçilerini atlattılar ve köşkten
kaçtılar.

Altlarında, Nuri Conker’ in bir arkadaşının arabası vardı. Eylül sonu
akşamı sonbaharın tadını çıkararak, Çekmece’ ye doğru gidiyorlardı.

Birden Atatürk’ün gözleri akşam güneşi altında çift süren bir köylüye
takıldı. Yaşlı bir adamdı bu. Sapanın sapına iyice yapışmış, toprakları
yavaş yavaş deviriyordu. Fakat çiftin bir yanında öküz, bir yanında
merkep vardı. Eşit güçlerle çekilmediği için sapan yalpa yapıyordu.

Atatürk şoföre durmasını söyledi.İndiler. Köylüye seslendi:

“Kolay gelsin Ağa!..”

Köylü bu sese başını çevirmeden karşılık verdi: “Kolay gelsin”

“İşler nasıl Ağa? Bu yıl mahsülden yüzünüz güldü mü?” Köylü isteksiz konuştu:

“Tanrı’ nın gücüne gitmesin bey, bu yıl yufkaydı mahsül. Kabahatin acığı
bizde, acığı yukarda! Biz geç davrandık, yukarısı da rahmeti esirgedi.”


“Bakıyorum, sabanın bir yanında öküz, bir yanında merkep koşulu. Öküzünyok mu senin?”

“Var olmasına vardı ya, hıdrellezde vergi memurları sattılar.”

“Hiç vergi memurları köylünün üretim aracını satar mı?”

Olmaz böyle şey! Muhtara şikayet etseydin...”

Köylü güldü:“Muhtar başında deel miydi memurun, a bey?”

Atatürk dudaklarını dişleri arasında ezerek konuştu:“Kaymakama gitseydin.”

Köylü iyice güldü.“Sen de benle gönül mü eyleyon beyim?” dedi.

Atatürk konuşmayı sürdürdü.E peki, İstanbul şuracıkta geleydin valiye anlataydın derdini.... Onunişi bu değil mi?”

Köylü Atatürk’ün ün saflığına inanmış iyiden iyiye gülüyordu. Konuşmanın
tadını çıkardığı için keyiflenmişti de biraz. Kestirip attı:”Bırak şu
sağırı Allasen, biz onun buralardan gelip geçtiğini çok gördük. Yakasına
yapışsak acep derdimizi duyurabilir miyiz?”

Atatürk sordu: “Adın ne senin Ağa?”

“Halil... Köylük yerde sorsan, Halil Ağa derler...”

“Demek varlıklısın?.. Ağa dediklerine göre.”

“Acık çiftimiz çubuğumuz varken adımız ağa’ ya çıkmış.”

“Peki Halil Ağa, bu senin işin beni bayağı meraklandırdı. Benim
bildiğime göre, bir çiftçinin üretim aracı elinden alınmaz. Sen aldılar
diyorsun.

Hadi kaymakam şöyle, vali böyle diyelim; e peki bir başvekil İsmet Paşa var bilir misin?”

“Bilmez olur muyum, beyim?”

“Tamam öyleyse, hemen her hafta İstanbul’a geliyor. Florya Köşkü’ ne
iniyor. Köşk de şuracıkta. Bir gün kapıda bekleseydin de derdini
dökseydin ona... Herhalde çaresini bulurdu.”

“Sen benim konuşmamdan hoşlaştın, gönül eyliyorsun.

Ama bak şimci, tutalım gittim vardım, beni o kapıya koymazlar
ya...Tutalım ki kodular, koskoca İsmet Paşa’ mızı göstertmezler ya. Tut
ki gösterdiler ya ona halimi nasıl yanacağım hele; o sağırın sağırı! Heç
işitmez beni...”

Nuri Conker, lafa karışmak istedi, Atütürk bir hareketiyle onu durdurdu.

“E peki, bakalım bu dediğime ne bulacaksın!” dedi.

“Atatürk koca yaz şuracıkta oturup duruyordu. Gitseydin, çıksaydın
önüne, anlatsaydın halini. O da seni yüzüstü bırakacak değildi ya!..”

Köylü iyice keyiflenmiş, gülüyordu.

“Sen ne diyorsun bey?” dedi.

“Mustafa Kemal Paşa Atatürk’ümüz yüzünü görmek için Peygamber gücü
gerek... Hem, tut ki gördük. Yiyip içmekten, işinden gücünden başını
kaldırıp bizim öküzün arkasından mı seyirecek?..”

Halil Ağa, sigarasının son nefesini ciğerlerine doldururken, Atatürk’ten
yeni aldığı sigarayı da kulağının arkasına yerleştiriyor, çiftinin
başına gitmeye hazırlanıyordu. Konuşacak bir şey de kalmamıştı. Atatürk
köylününomuzuna elini koyarak,”Senden hoşlandım Halil Ağa “ dedi.

“Bir gün köyüne de gelir, bir ayranını içerim. Açık yürekli bir
vatandaşsın. Ama yine de sana söylüyorum, hakkını kimsede bırakma
ara!..”

Döndüler, arabaya bindiler. Halil Ağa, onları uğurladı.

“Meraklanma beyim, evelallah heç kimse bizim hakkımıza el değdiremez.
Fakat bu, Devlet Baba’ ya borçtur. Ödenmesi gerek... Otomobil hareket
etti. Atatürk’ün canı sıkılmıştı.

“Bir uygun yerden dönelim, tadı kaçtı bu işin!..” dedi. Dönüş yolunda
Atatürk konuşmuyor, sigara üstüne sigara yakıyordu. Yüzünde ince bir
keder vardı.

“Yahu çocuk, şu Halil Ağa’nın vergi borcundan öküzünü satmışız, merkeple
çift sürüyor, hala da ‘Devlet Baba’ diyor. Ne mübarek millet, bu
millet!..”

Köşke döndüklerinde Atatürk yaverine emretti:

“Şimdi” dedi: “İstanbul’ da ne kadar bakan, milletvekili varsa hepsini telefonla bulacaksın!..

Bu akşam kendilerini yemeğe bekliyorum. Ayrıca Vali Muhittin Üstündağ
ile İsmet Paşa’ yı bul, onlara da haber ver.” Yaver odadan çıktı..
Atatürk, Nuri Conker’ e döndü:

“Şimdi sen de arabayla çıkıp o Halil Ağa’ ya gideceksin. Ona benim kim
olduğumu söyleme. Tüccar, zengin bir adam filan dersin. ‘Seni sevdi,
sana öküz alıverecek’ diye bir şeyler söyle, kandır. Kuşkulandırmadan al
getir buraya.”

O akşam Atatürk’ün sofrasında Başbakan İsmet İnönü, bakanlar,
milletvekilleri ve İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ’ dan oluşan yirmi
beş konuk vardı. Atatürk, “Bu akşam soframıza efendimiz gelecek” dedi.

“Kendisine nasıl davranacağınızı çok merak ediyorum.”

Bir süre sonra içeri başyaver girdi ve Atatürk’ün kulağına bir şeyler söyledi. Atatürk “Buyursun!” dedi.

Başyaver kapıyı açıp da Halil Ağa, gündüz konuştuğu beyin sofranın
başında oturduğunu, yanı başında da İsmet Paşa’nın yer aldığını görünce,
şaşkınlıktan dona kaldı. Dizlerinin bağ çözülmüştü. Atatürk onu görünce
ayağa kalktı. Arkasından tüm konukları da ayağa kalktılar. Atatürk son
konuğunu, “Hoş geldin Halil Ağa” diye karşıladıktan sonra kendisini
sofradaki konuklarına tanıttı:

“İşte beklediğimiz, Efendimiz” dedi.Nuri Conker, Halil Ağa’yı Atatürk’ün
sağ başına oturttu, kendisi de yanındaki sandalyeye geçti. Atatürk,
sofradakilere, o gün köşkten Conker’le birlikte nasıl kaçtığını, Halil
Ağa’yı, bir yanında öküz, bir yanında merkeple çift sürerken nasıl
gördüğünü, sigara yakmak bahanesiyle nasıl kendisi ile konuştuğunu
ayrıntılı bir şekilde anlattıktan sonra şöyle dedi:

“ Şimdi gerisini Halil Ağa ile birlikte yanınızda tekrarlayacağız. Ben
sorduklarımı baştan soracağım Halil Ağa da orada bana söylediklerini
olduğu gibi tekrarlayacak.”Halil Ağa’ya döndü:

“Bak beri, Halil Ağa “ dedi. “Sen bu akşam benim başmisafirimsin. Senin
açık sözlülüğünü pek çok beğendiğimi bugün söyledim. Konuşmamızdan sonra
sana hiçbir zarar gelmeyecek. Öküzünü de alacağım. Ama şimdi ben
tarlada sorduklarımı baştan soracağım, sen de orada söylediklerini aynen
tekrarlayacaksın. İşte soruyorum:Bakıyorum sapanın bir yanında öküz,
bir yanında merkep koşulu. Öküzün yok mu senin?” Halil Ağa, dudakları
titreyerek Atatürk’ün ayağına kapanacak oldu.Atatürk önledi:”Yoo, bak
böyle şey istemem. Soruyorum cevap ver.”

Soru cevap valiye kadar aynen tekrarlandı. Sofradakiler, soluk almadan
konuşmayı izliyorlardı. Ürkütücü sorulara gelmişti sıra. Atatürk sordu:

“Peki İstanbul şuracıkta, gideydin valiye, anlataydın derdini, onun işi
bu değil mi?” Vali Muhittin Üstündağ, Hali Ağa’ nın ancak iki metre
ötesinden kendisine bakıyordu. Nasıl desin?

Ter basmıştı iyice, işi savuşturmanın yoluna kaçtı: “Vali paşamızı biz
görüp dururuz buralarda. Eteğine düşsek derdimizi duyurabilir miyiz
ki...” “Olmadı bu, Halil Ağa... Bana dediğin gibi,dosdoğru...”

“Böyle demedik mi beyim?..”

“Ya, ben mi yanlış anladım?.. Dur soralım bakalım Nuri’ ye. Nuri,böyle mi dedi bize Halil Ağa?”

Nuri Conker karşılık verdi. “Hayır Paşam!..”“Gördün mü?.. Demek aklında
yanlış kalmış. Hani bir şey dediydin sen, vali neden duymazmış?.. Aynen
bana söylediğin gibi söyle.” Halil Ağa kekeleyerek konuştu: “Köylük
yerinde bizim dilimiz sağır demeye alışmıştır, paşam” dedi.

“Kusura kalma gayri...”Atatürk gülmeye başladı: “Diplomatsın ki, yaman
diplomatsın, Halil Ağa... Ama şimdi diplomatlık sırası değil, doğruyu
konuşacağız... Söyle bana, orada dediğin gibi...”

Halil Ağa gözünü yumup, başını yere eğdi:“Şaşırmıştım, ağzımdan
yanlışlıkla ‘Bırak bu sağırı’ diye bir laf kaçırmışım...”Sofrada
gülüşmeler başlamıştı.“Hadi buna da oldu diyelim. Geçelim gerisine:“E,
peki bir Başvekil İsmet Paşa var, bilir misin?”

Halil Ağa İsmet Paşa’ nın yüzüne baktı ve gözlerini yere indirdi:“Şanlı İsmet Paşamız bilinmez olur mu hiç? O bugüne bugün...”

Atatürk Halil Ağa’ yı durdurdu.“Bırak şimdi övgüleri” dedi. “Ben lafın
gerisini getireyim: Tamam öyleyse, hemen her hafta İstanbul’ a geliyor,
Florya Köşkü’ ne iniyor, köşk de şuracıkta. Bir gün kapıda bekleseydin
de derdini dökseydin ona. Herhalde bir çaresini bulurdu.”Halil Ağa yine
kaçamak yanıt verdi:

“Kapıya koymazlar ya bizi, koysalar da Şanlı paşamıza öküzümüzü mü yanacağız!..”Atatürk’ün sesi iyice sertleşti:

“Beni uğraştırma, Halil Ağa “ dedi. “Erkek adam sözünü yalamaz. Ne dediysen, tıpkısını tekrarlayacaksın!..”

Halil Ağa ürktü, toparlandı. Başını yine yere gömüp konuştu:”Şanlı Paşamıza da sağır dedikti ya...”

“Yalnız sağır değil, ‘sağırın sağırı’ değil miydi?”

Halil Ağa yere eğik başını acıyla salladı:

“Öyle dedikti paşam, doğrusun!..” diyebildi.Atatürk İsmet Paşa konusunda daha fazla ısrar etmedi, sözü kendine getirdi.

“Son soruyu sorayım şimdi” dedi. “Bunun da karşılığını ver, öküzünü al git.”

“Koca yaz şuracıkta Atatürk oturmuyor mu? Gitseydin, çıksaydın önüne,
anlatsaydın halini. O da seni yüzüstü bırakacak değildi ya?”

“Hiç bırakır mı Aslan Paşam benim!.. Erip erişir de tarlama dek gelir, halimi dinler.”

“Bırak bunları Halil Ağa, dediğini tekrarla.” Halil Ağa birden diklendi.

Her şeyi göze almış insanların yiğitliği içinde doğruldu. Atatürk’ün gözlerinin içlerine bakarak konuştu.

“İşte bunu demem Paşam” dedi. “Ağzıma ataş doldur, işte bunu demem!” Atatürk gülmeye başladı:

“Zorlatacak bizi bu Halil Ağa, laf anlamıyor.” dedi. “Mustafa Kemal Paşa
Atatürk’ ümüzün yüzünü görmek için, Peygamber gücü gerek demiştin,
yanılmıyorsam. ‘Görsem de, işinden gücünden, yiyip içmekten başını
kaldıracak da bizim öküzün arkasından mı seğirtecek’ demiştin.” Halil
Ağa’nın gözlerinden yaşlar inmeye başladı. Tam kesilmiş, duruyordu.
Atatürk konuşmasını içtenlikle sürdürdü:“Atatürk de işi içkiye vurmuş,
sarhoşun biri’ demeye getirdin ya fazla üstelemeyeyim” dedi.

“Şimdi bak beni dinle, Halil Ağa... Seni şu kadar üzmemin sebebi, şunu
anlatmak içindi: Şu gördüğün altı bay hükümet... Yani, biri Başbakan,
ötekiler de Bakan! Memlekete göz kulak olacak, işleri evirip
çevirecekler diye bu makama getirilmişler. Bir kanun gerekti mi, bu
baylar hemen sıvanırlar, İsviçre’ den mi olur, İtalya’ dan mı olur,
Fransa’ dan mı, velhasıl neredense, bir kanun buluştururlar, Türkçe’ ye
çevirtirler, sonra basıp imzayı gönderirler Büyük Millet Meclisi’ ne...
Bu Millet Meclisi dediğim, şu alt baştan senin yanına kadar olan beyler.
Kanun bunlara gelir.

Bunlar da ‘hükümet elbette incelemiş, gerekeni düşünmüştür, benim ayrıca
zorlanmama gerek yok’ derler ve kaldırırlar parmaklarını, olur sana bir
kanun!.. Ama sonra bir vergi memuru gelir, vergi borcundan Halil
Ağa’nın öküzünü çeker, satar... Halil Ağa da tarlasını bir yanda merkep,
bir yanda öküz, ırgalana ırgalana sürmeye çalışır. Ama üretim düşermiş,
ekim zorlaşırmıs, kimin umurunda... Sonra ben bunları görürüm, içim kan
ağlar, işitirim, tasalanırım ! E, hakça söyle bakalım şimdi Halil
Ağa... Sen benim yerimde olsan, efkar dağıtmak için, bunları bu beylerle
konuşmak için içmez misin? Ama sonra da Halil Ağa tutar, sana ‘sarhoş’
der...”Halil Ağa’nın dili çözülmüştü:

“Öyle diyen yok haşa!.. Dinden çıkmak gibidir...Buldun mu bunu, hacısı
da içer, hocası da içer...”Atatürk sordu:“Peki sen de içer misin?”“Hiç
bulunur da içilmez olur mu, Paşam?.. İçeriz ki, tıpkı şerbet
gibi!..”Atatürk hizmet edenlere işaret etti, kadehleri doldurttu. Kendi
kadehini Halil Ağa’ya uzattı:“Hadi bakalım Halil Ağa “ dedi. “Sağlığına
içelim.”Halil Ağa, “Koca Allah, benim ömrümden de sana pay düşürsün
Paşam, sağlık düşürsün” dedikten sonra Halil Ağa, edeple başını kenara
çevirdi, eline verilen kadehi bir yudumda boşaltıverdi. Yüzü kızarmış ,
gözleri parlıyordu. Ellerini dizlerinin üzerine koyarakAtatürk’e sordu:

“Yunan’ ı denize döktün Paşam, bayrağımızı başucumuza diktin. Benim gibi
bir köylü parçasını sofrana alıp içirdin, sana duaya bilem dilim dönmez
ki... Nideyim ben şimdi? Bırak ki oh paşam, ayağını öpem...”Halil Ağa
Atatürk’ün ayağını öpmek için davranınca, Atatürk onu sıkıca tuttu ve bu
hareketi yapmasını önledi. Halil Ağa bu kez, Atatürk’ün ün ellerine
sarıldı, ellerini öpmeye başladı: “Bayrağımız gibi sen de başımızdan
eksik olma inşallah! Sana her kim düşman ise, onun yeri senin ayağının
altı olsun!.. Gayri bana izin, koca Paşam!..”“Yemek yemedin!..”“Yemek
kolay... Meraklanır çocuklar, ben köyüme döneyim.”

Atatürk, Nuri Conker’ e işaret etti.Conker kalkıp Halil Ağa’nın yanına
geldi, kalktı Halil Ağa, önce Atatürk’ü, sonra sofradakileri selamlayıp
kapıya doğru edeple geri geri çekildi. Kapı kapandığı zaman Atatürk
sofradaki öteki konuklarına döndü:“Efendimizin halini gördünüz mü
beyler?” dedi. “Devlet size böyle davransa, siz ne yaparsınız? Mübarek
millet bu, adam millet bu... Şimdi bu adam milletin karşısında ‘adam
olmak,’ bize düşüyor!..”

Sofrada kesin bir sessizlik vardı. Kimse gözlerini Atatürk’ten
ayıramıyordu:“Halil Ağa’nın öküzünü satıp, üretimini aksatan kanunu ya
biz yaptık ya da bizim yaptığımız kanun yanlış yorumlanarak Halil
Ağa’nın öküzünü satıyor. İkisi de bence birbirinden farksız... Böyle bir
kanun yaptıksa, memleket çıkarlarına aykırıdır. Nasıl yaparız, nasıl
yapmışız bunu? Eğer yaptığımız kanun doğru da, yorumlaması yanlış
oluyorsa, o zaman sormak lazım. Hükümet nasıl bir yönetim içindedir?
Sonra unutmayın ki, olay İstanbul’da geçiyor. Bunun Van’ ı var, Bitlis’ i
var, kıyı bucak ilçesivar; acaba oralarda neler oluyor? Bu çark iyi
dönmüyor beyefendiler!..”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://img269.imageshack.us/img269/9757/nznyk22334.gif
MaNYaKJoJuK07
Destekleyen
Destekleyen


<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 265
<b>Rep Gücü</b> Rep Gücü : 1004612
<b>Teşekkür</b> Teşekkür : 5555
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 07/09/10

Forum Başarısı
Forum Başarısı:
10000/100000000  (10000/100000000)

MesajKonu: Geri: Atatürk Neden İçerdi   Çarş. Eyl. 08, 2010 5:19 pm

yorum yokmu arkadaşlar
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://img269.imageshack.us/img269/9757/nznyk22334.gif
MaRCoPoLo
Admin
Admin
avatar

Kötü Çocuk
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 532
<b>Rep Gücü</b> Rep Gücü : 2147483647
<b>Teşekkür</b> Teşekkür : 6270
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 28/08/10
<b>İş/Hobiler</b> İş/Hobiler : Takılıyoruz Öğle :D
<b>Lakap</b> Lakap : MaRCoPoLo
Metin2
Oyun Kurucusu
Fenerbahçe
Sura

Forum Başarısı
Forum Başarısı:
100000000/100000000  (100000000/100000000)

MesajKonu: Geri: Atatürk Neden İçerdi   Çarş. Eyl. 08, 2010 5:41 pm

Teşekkürler..!

---------- TurkUser.The-Up.Com Üye İmzası ----------
[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
İnsan Paraya Benzer , Işığa Tuttuğunda Atatürk Yoksa Sahtedir..!
Forum Kurallarına Uyalım..!


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://turkuser.the-up.com
MaNYaKJoJuK07
Destekleyen
Destekleyen


<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 265
<b>Rep Gücü</b> Rep Gücü : 1004612
<b>Teşekkür</b> Teşekkür : 5555
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 07/09/10

Forum Başarısı
Forum Başarısı:
10000/100000000  (10000/100000000)

MesajKonu: Geri: Atatürk Neden İçerdi   Çarş. Eyl. 08, 2010 5:43 pm

saol knka
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://img269.imageshack.us/img269/9757/nznyk22334.gif
 
Atatürk Neden İçerdi
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Atatürk Üniversitesi Öğretim Görevlileri
» Otomobil Terimler Sözlüğü

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Turk User :: Atatürk :: Atatürk Genel-
Buraya geçin: